Ayşe Yağcı'dan İz Bırakan Rotalar

Unutulmaz Bir Safari Deneyimi

Seyahat tutkusunu mesleği ile birleştiren Jules Verne Travel & Event kurucusu ve genel müdürü Ayşe Yağcı, 25 yılı aşkın süredir dünyayı gezerken biriktirdiği eşsiz anıları seyahat severlerle paylaşıyor. Hiç bitmeyen seyahat merakını, O'nu en çok etkileyen destinasyonları, unutamadığı deneyimleri, başına gelen ilginç olayları anlatıyor. Yazı dizimiz en çok iz bırakan seyahatlerden biri olan Afrika ile başlıyor...

Koronavirüs (COVID-19) bildiklerimizi yeniden gözden geçirmemize neden oldu. Sağlık, eğitim, sosyal ilişkiler, topluma fayda konuları ajandalarımıza hızlı ve yoğun bir şekilde girerken her şeyi sorgular olduk. Günlük hayatımıza ekmek yapımı, beyaz eşyaların elden geçmesi, evin düzeninin yeniden ele alınması gibi konular girdi.

Gıda alışverişlerimizde yerel üreticilere ulaşma ağımız iyice genişledi. Çocukların uzaktan öğrenme metodu ile zorlanarak öğrenmeye çalıştıklarına tanık olduk. Bu listeyi uzatmak mümkün ama değişmeyen istekler, hızını hiç kesmeyen hayaller var. Yeni yerler görmek ve keşfetmek isteği hiç hız kesmedi. 

Bugünler geçecek ve hepimiz bilmediğimiz diyarlara, yeni heyecanlara yelken açacağız. Merak ettikçe gezmeye devam edecek, yeni deneyimler yaşayacağız. Bu süreçte de hayal etmek en güzeli! Benim listemin başında da Afrika var. 

Yıllar içerisinde Botswana, Tanzanya, Kenya ve Güney Afrika Cumhuriyeti’nde farklı safari deneyimleri yapma fırsatım oldu. İlk seyahatimde ben de ilk kez safariye giden birçok gezgin gibi Big Five (Büyük Beşli) görmeyi çok istiyordum. Aslan, leopar, gergedan, fil, bufalodan oluşan “Big Five/Büyük Beşli” görme fırsatını yakalamak safari deneyiminin en büyük beklentilerinden biri. 

Afrika’nın büyüsü doğanın ritmini duymaktan geliyor. Gün doğarken, gün batarken göreceğiniz renkler, doğayla ve kendileri arasında uyumla hareket eden hayvanlar, yerel insanların (tüm turistik istilaya rağmen) farklılığı içinize işliyor. Çoğunlukla tekrar tekrar gitme isteği uyandırıyor.

Botswana, Kenya, Tanzanya ve Güney Afrika Cumhuriyeti’nde safari deneyimi farklılık gösteriyor. Bugün, Güney Afrika Cumhuriyeti’ ne yaptığım seyahat ile ilgili notlarımı paylaşmak istiyorum. 

“Ulaşımı kolay” ya da “kolaydı”  demek mi daha doğru acaba şu günlerde? Öncelikle Türk Hava Yolları ile dokuz saatlik bir uçuşla Johannesburg’a gidiyorsunuz. Sabah saatlerinde varışı takiben küçük uçağa aktarma ve bir saatlik bir yolculukla Kruger Milli Parkı’na varıyorsunuz. Küçük uçak alçalmaya başlarken yavaş yavaş fil sürüleri, zebralar da görülmeye başlanıyor. Hiç unutamadığım anlardan biri de bu esnada yaşandı. Tam piste inerken piste fırlayan bir antilop bize havada bir tura neden olmuştu. Sağ salim indikten sonra her yanı açık olan özel safari araçlarımızla Kruger Milli Parkı yolculuğumuz başladı.

Kruger Milli Parkı çok büyük bir alan, kendi aracınız ile dolaşılan kısımları olduğu gibi sadece dört – beş otelin misafirlerinin kullandığı farklı bölgeler de var. Biz konaklama için Sabi Sand Reserve bölgesinde Sabi Sabi Bush Lodge’u tercih etmiştik.

Hemen bir not ekleyeyim; küçük uçakla yapılan Johannesburg / Sabi Sabi uçuşunda bagaj büyüklüğü çok önemli ve yumuşak bir malzemeden olması isteniyor. Güney Afrika’da safariden sonra Cape Town’a geçip seyahate devam edilecekse acentanızın haftalık büyük bagajınızı direkt Cape Town’ da konaklayacağınız otelinize transfer etmesi gerekiyor. Ben hafif bagaj ile seyahat edemediğim için bu servisten yararlandım. 

Peki, safari için yanımıza neler aldık?

Doğa renklerine uygun hafif kumaşlardan  -tercihen uzun kollu üstler ve pantolonlar, trekking ayakkabısı (uzun yürüyüşler için değil ama toz toprak içinde kalınıyor), sabah erken saatte safariye çıkarken giymek için polar, kep ya da hasır şapka, gözlük, güneş kremi ve ihtiyaca göre şahsi ilaçlarınız. Sapsarı bir tişört ve beyaz lastik ayakkabı almazsanız sizin için iyi olur! Akşamları ise yine spor giyim esas. Mevsimine göre sinek kovucu, otelde her daim elinizin altında. Safari deneyimine bu bölge ile başlamamın nedeni ise 12 yaş altı çocukların kabul ediliyor olmasıydı. 

Bir de çok merak edilen ilaç konusu var: Malarya hapı tavsiye ediliyor ama zorunlu değil. Çocuk için Malarya hapını bulmak kolay değil ama önceden sipariş edilirse eczaneniz size temin edebilir. 
 

Safari’de bir gün… 

Her Afrika sabahı doğa için aynı döngünün başlangıcı demek, bazıları ölecek bazıları hayatına devam edecek. Çok büyük bir sahne ve bizler sadece izleyiciyiz…

Safari deneyiminden önce kısaca kaldığımız otelden de bahsedeyim. Her oda müstakil bir bungalov aslında. Odalar arası ziyaretler ve ana buluşma alanına gitmenin de kuralları var. Sabi Sabi, bu konuda daha güvenli olsa da Botswana’da odadan kahvaltıya giderken bir fille karşılaşıp gerisin geri odaya dönme tecrübem de olmuştu. 

Sabah gün doğarken otel görevlileri kapınızı çalarak sizi uyandırıyor. En sıcak zamanda bile sabah serinliği kendisini hissettiriyor. Böyle durumlarda en iyi metot lahana gibi kat kat giyinmek. Saat 10:00 civarında havanın ısınmasıyla üzerinizdeki polarları, boyunlukları çıkarıp tişörtle güne devam edebilirsiniz. 

Gün doğarken otelden ayrılmadan önce ufak bir çay-kahve-kurabiye seansından sonra araçlara biniliyor. Her tarafı açık olan özel safari araçta bir şoför ve arabanın ucunda oturan rehber (ranger) var. Araçlarda genellikle 4-5 kişi oluyor ve ondan sonra iz sürme başlıyor. Genel olarak ranger’lar nerede ne olduğunu bilse de bir garantisi yok. Bu arada gün aydınlanmaya başlayınca şahane renkler ortaya çıkıyor. Uçsuz bucaksız arazide ıssızlığın ortasında tek başınıza yol alıyoruz.

Safari araçlarıyla vahşi yaşam parkında seyir halindeyken elinizi, kolunuzu araçtan dışarı çıkarmadığınız, araçtan inmediğiniz ve çok ani hareketler yapmadığınız sürece bu yolculuk güvenli.  Peki, safaride ne göreceksiniz? Karşınıza o safari yolculuğunda ne çıkarsa! Bazen bir aslan ailesi, bazen leopar ya da ceylan sürüsü... 
 

Sabah safarisinden sonra saat 09.30 gibi kahve molası veriliyor. Ranger’lar gözetiminde araçlardan inip kahve, kurabiye servisi oluyor. Doğada, ıssızlığın ortasında misafir olmanın keyfini sürüyoruz…

Kahvaltı için otele dönünce şahane bir kahvaltı ile buluşuyoruz. Gün boyu doğanın içerisinde dinlenip, bu eşsiz ortamın keyfini sürüyoruz. Akşamüstü çay saati ile yeniden araçlara binerek yola çıkıyoruz. Akşamüstü programı gün batımına kadar devam ediyor. Yine bir renk cümbüşü var doğada! Milli park içerisinde zürafa, fil, bufalo, gergedan, zebra, ceylan bol miktarda var.  Daha zor görme olasılığı olan ise leopar; ama leopar aslında sakin bir hayvan. Karşınıza çıktığında araçla uzun zaman çok yakından takip edip izleme fırsatı oluyor. 
 

Sabah safarileri ile gün çok erken başladığı için akşam da erken bitiyor. Akşamüstü safarisinden döndükten sonra akşam yemeğimizi yıldızların altında yiyoruz. Ateşin etrafında kurulan masalarda yenen yemeğe “boma dinner” deniyor. Yemek esnasında ranger’larla birlikte doğa, hayvanların hayatı ve yıldızlar üzerine keyifli bir sohbet ediyoruz.

"Her yolculuğumda bana farklı bakış açıları ve deneyimler yaşatan seyahatlerimle bu köşede olmaya devam edeceğim." Ayşe Yağcı Büyükpınar

#ŞimdiHayalEtSonraSeyahatEt”
Gelecek seyahat planlarınız için:
travel@julesverne.com.tr