Türkiye’nin En Güzel Köyleri #ŞimdiHayalEtSonraSeyahatEt

Kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına onlarca zenginlik barındıran bir ülkede yaşamak demek, keşfedecek güzelliklerin tükenmemesi anlamına geliyor. Bu kez, Türkiye’nin saklı kalan köylerini gezelim! Işıltılı ve hareketli büyük şehirleri arkamızda bırakıp sakinliği, mimarileri, hikâyeleriyle ilgi uyandıran köylere doğru yola çıkıyoruz. Türkiye'nin en güzel köyleri yolculuğumuzda kendine özgü yaşamlarını sürdüren, ruhlarındaki güzellikleri yaşadıkları evlere, yürüdükleri sokaklara bulaştıran güzel insanların hikayelerine ortak oluyoruz. Yemyeşil vadilerden masmavi kıyılara uzanan Türkiye’de görmeniz gereken 15 köyü…

1) Söğüt, Marmaris - Muğla

Virajı bol, yeşilin hiç tükenmediği kıvrımlı yolları takip edip ulaştığınız Söğüt Köyü, Ege ve Akdeniz'in arasında zamanın durduğu bir cennet. Yaklaşık 2000 kişilik nüfusuyla her köşesinden huzurun fışkırdığı bu sevimli yerleşim yerinin tarihi milattan önceye dayanıyor. 

Köy girişindeki okulun arkasında Thyssanos antik kentine ait kalıntılar olsa da henüz kazı çalışmaları başlamamış. Yan yana dizilen tek katlı evlerin önünden canınız istediğinde girebileceğiniz berrak denizi, yerel restoranları, yamaca doğru yükselen köy evleriyle aslı bozulmamış bir köy.

2) Doğanbey, Aydın - İzmir

Aydın'a bağlı Doğanbey Köyü hem tarihi, hem coğrafi olarak öyle zengin topraklar üzerine kurulu ki etkilenmemek elde değil. Eski uygarlıkların yaşadığı bölgenin kalbinde yer alan ve Antik Thebai kentinin uzantısı olan Doğanbey Köyü'nün kurulduğu yamaçtan Büyük Menderes’in Ege Denizi ile kavuşmasına şahit olmak, unutulmaz manzaralardan biri. 

Eski adı Domatia olan Doğanbey bir Rum köyü. Mübadele yıllarından sonra çehresi değişen köy 80'li yıllarda kaderine terk edilmiş. Uzun yıllar sonra ilgililer tarafından restore edilmeye başlayan Rum evleri ile burada hayat yeniden canlanmış.

3) Kuyucak, Keçiborlu - Isparta

Isparta'nın "Lavanta Kokulu Köy"ü Kuyucak aslında umut, azim ve üretim kokuyor. Yaklaşık 50 yıldır burada lavanta yetiştiriciliği var ama köyün kaderi buraya ziyaret eden bir kaymakamın vizyonuyla değişiyor. Kaymakam köyden öyle etkileniyor ki köyün kalkınması için bir ziraat mühendisi ile emek harcarken Kuyucak'ın tüm ülke ve dünyaya tanıtılması gerektiğine karar veriyorlar. 

"Gelecek Turizmde" projesine köy kadınları ile birlikte hazırlanarak projeye seçilen Kuyucak'ta eğitimler verilerek kadının üretime katkısı da teşvik ediliyor. Bugün gelinen noktada Haziran sonu-Ağustos başına kadar devam eden lavanta hasadı, lavantadan üretilen doğal ürünler bize Provence'ı yaşatıyor.

4) Mustafapaşa, Ürgüp - Nevşehir

"Güneşin Şehri" anlamına gelen Sinasos, bugünkü adıyla Mustafapaşa, Kapadokya'nın özgün mimarisini koruyan köylerinden biri. Osmanlı döneminde nüfusun %80'ini İstanbul’da 13. yüzyıldan beri havyar ticareti yapan zengin Rum tüccarlar oluşturuyormuş. Erkek nüfus yılın 8-10 ayını İstanbul'da geçirirken kadınlar ve çocuklar tüm yıl burada yaşıyormuş. Günümüze kalan konaklardan da köyün zenginliğini anlamak mümkün. 

Eğitime büyük önem veren köy okulunda Yunanca, Fransızca, Türkçe, matematik, din, tarih ve sanat gibi dersler verilirken 1840 yılında köye bir toplantı salonu ve kütüphane bile inşa edilmiş. 1924 yılında mübadele ile köylerini terk eden Rumlardan geriye harika bir mimari, zengin bir kültür kalmış.

5) Savaşan, Halfeti - Şanlıurfa

Türkiye'nin “Sakin Şehirler” listesindeki Halfeti'ye bağlı Savaşan Köyü'nün geriye kalan hikâyesi hüzün barındırsa da bugün bile ayakta olan haliyle güzelliğinden bir şey kaybetmemiş. 2000 yılında Birecik Barajı nedeniyle yarısından fazlası sular altında kalan köyün geçmişi çok eskilere dayanıyor. 

Eski bir Makedon yerleşimi olan Savaşan Köyü'nün Makedonca adı  "Beresül" savaş yeri anlamına geliyor. Nahit taşından inşa edilen köy evleri bugün terk edilmiş halde dursa da görselliği sizi etkilemeye yetiyor. Halfeti'den yapacağınız bir tekne gezisi ile Savaşan Köyü kıyılarından geçebilirsiniz. Zaman ayırıp bu köye ayak basmanızı ve dar sokaklarında gezmenizi öneririz.

6) Zeytinliköy, Gökçeada - Çanakkale

Gökçeada'nın en karakteristik tepe köylerinden biri olan Zeytinliköy adından anlayacağınız gibi zeytinlerle çevrili bir yamaçta yer alıyor. Yemyeşil ağaçların arasından süzülen Rum evleri görüntüsü kartpostal gibi duruyor. 16. yüzyılda Rumlar tarafından kurulan köy bir zamanlar adanın sosyalleşme merkeziymiş. 

Günümüzde de evi olan Rumların geri dönmesiyle Rumca konuşmaların yeniden sokaklarını şenlendirdiği köy özellikle yaz aylarında bir hayli kalabalık. 4 mevsim yaşayan nüfusu 50-60 kişi olsa da havaların güzelleşmesiyle renkli sokak kapılarının önü, minik meydanları ziyaretçilerle doluyor. Köyün en büyük özelliği ise Rum Ortodoks Patrikhanesi patriği 1.Bartholomeos'un bu köyde dünyaya gelmiş olması.

7) Çamlıbel, Edremit - Balıkesir

Günlük şehir hayatında sizi strese sokan durumların ne kadar önemsiz ve bir o kadar sizden uzakta kaldığını anladığınızda Çamlıbel Köyü'ne gelmişsiniz demektir. Bölgedeki diğer köylerin aksine tahta barakalardan kurulan evler nedeniyle buraya "Tahtaköy" dendiğine de rastlayabilirsiniz.

Tarihi Bizans Dönemi'ne uzanan, Kazdağları'nın yerel ruhunu koruyan köyleri arasında yer alan Çamlıbel zeytin ağaçlarıyla çevrili bir vadiden masmavi Edremit Körfezi'ne bakıyor. Hemen arkasında Kaz Dağları Milli Parkı yer alırken kendinizi doğanın kalbine kolayca bırakabiliyorsunuz.

8) Kayaköy, Fethiye - Muğla

Kayaköy'ün M.Ö. 3000'li yıllara uzanan tarihi, Antik Likya kenti Karmilassos’un kalıntıları üzerinde kurularak başlamış. 14. yüzyıl itibariyle Rumların yaşadığı köy mübadele döneminde tamamen boşaltılmış. Türkler bir dönem daha burada yaşamı sürdürse de 1957 yılında yaşanan deprem ile köy hasar görmüş ve kaderine terk edilmiş. 

Birbirinin manzarasına kapatmayacak şekilde inşa edilen 500 ev, 2 Yunan Ortodoks Kilisesi günümüzde koruma altına alınmış. Terk edilen evler güzelliğinden bir şey kaybetmezken köyün yamacından izlenen gün batımlarının tadı bir başka.

9) Kaynarpınar, Karaburun - İzmir

Bir ucundan bir ucuna dakikalar içinde ulaşabildiğiniz Kaynarpınar, Karaburun'un kendine has kalan yerleşim yerlerinden. Doğal güzelliğinin bilincinde olan köyde her şey basit ve sade. Bu sadelik ve basitlik buranın kıymetini belirleyen temel neden aslında! Karaburun yarımadasında köyler denizden bakıldığında görünmeyecek şekilde kurulurmuş. Denizden gelecek korsan saldırılarına karşı önlem olarak tercih edilen bu yöntem bugün mavi ve yeşilin buluştuğu güzelliklere açılıyor.

10) Barbaros Köyü, Urla - İzmir

Barbaros Köyü'nün kuruluş hikâyesiyle başlayalım. Köyün ilk yerleşim yeri olan Başköy'de veba salgını baş gösterince köylüler bir hayvan kesip, parçalarını farklı yerlere dağıtırlar. Etin bozulduğu yerde salgın olmayacağı inancıyla günümüzdeki lokasyonu yerleşim yeri olarak belirlerler ve hayatlarını burada kurarlar. 

Barbaros Köyü, birkaç yıldır düzenlenen Oyuk Festivali ile daha büyük kitlelere ulaştı. İnsan boyundaki bez bebeklere verilen Oyuk ismi köyde onlarca yaratıcı tasarımla buluşuyor. Her yıl bahar aylarında düzenlenen festival ile her köşe başında farklı bir oyukla karşılaşabilirsiniz. Köyün sürprizi bununla da sınırlı değil. Evlerin bazılarında asılı olan "Çat Kapı Evi" yazısı bu evlere bir sıcak merhaba ile girebileceğiniz anlamına geliyor. Güzel bir yemek yiyip, çay-kahve içtikten sonra uygun bir ücret ödeyerek ayrılabilirsiniz.

11) Haremtepe (Çeçeva) Köyü, Çayeli - Rize

Kenan ve Fatma Çiftçi'nin büyük bir sevgi ve özveriyle hayat verdikleri çay tarlaları bugün seyretmeye doyamadığımız bir yere dönüştü. Çayeli'ne bağlı olan ve yaklaşık 20 haneli Haremtepe (Çeçeva) Köyü dik bir yamaca kurulmuş. 

Bu Karadenizli çiftin büyük emeklerle, belirli bir düzende ektikleri çay tarlaları daha sonra keşfedilerek hem gezginlerin uğrak noktası olmuş hem de reklamlara konu olmuş. Doğanın güzelliğine bir kez daha hayran kalacağınız Karadeniz rotanızda Çeçeva da hoş bir anı olarak kalacak.

12) Apçağa, Kemaliye - Erzincan

"Çağlayan Su" anlamına gelen Apçağa Köyü, Erzincan'a bağlı Kemaliye'nin en güzel köylerinden. Fırat Nehri'nin böldüğü bir vadi yamacına kurulan Apçağa aslında şair Ahmet Kutsi Tecer'in "Orada bir köy var uzakta" şiiri ile tanıyor.

Bu köyde doğan ve evine olan özlemi yansıtan dizeleriyle aklımıza kazınan şiir ile Apçağa, Osmanlı sivil mimari özelliklerini yansıtan evleriyle görülmeye değer. Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma (ÇEKÜL) Vakfı’nın “7 Bölge 7 Kent” projesinde yer alması ile tarihi değer taşıyan ahşap evler koruma altına alınmış.

13) Cumalıkızık, Yıldırım - Bursa

Oğuz Türkleri’nin 24 boyundan biri olan Kızık Beyleri tarafından kurulan Cumalıkızık Köyü'nün tarihi 14. yüzyıla uzanıyor. Uludağ eteklerinde yer alan köy Osmanlı sivil mimarisinin en iyi örneklerinden birine sahip. 

700 yıllık bir mimari geleneğin yaşadığı köy evleri en iyi şekilde muhafaza edilerek günümüze gelmeyi başarmış. UNESCO Dünya Mirasları Geçici Listesi’nde yer alan köyün ahşap ve kerpiçten inşa edilen renkli evleri, dar sokakları zaman tünelinde gibi hissettiriyor.

14) Yeşilyurt, Ayvacık - Çanakkale

1355 yılında Oğuz Boyları'ndan Çepni Boyu tarafından kurulan Yeşilyurt "yeryüzündeki cennet" benzetmesini en çok hak eden yerlerden. Kazdağları'nın eteklerinde deniz ve dağ arasındaki eşsiz konumuyla doğanın tüm güzelliklerine kucak açan köyün taş evleri bitki örtüsü ile ahenk içerisinde. 

Uzun yıllar Rumlar ve Türklerin bir arada yaşadığı Yeşilyurt'ta, mübadele nedeniyle Rumlar evlerini terk etmek zorunda kalmış. Kardeşliğin baki kaldığı köyü gezerken şifalı bitkilerin, çiçekleri, ağaçların kokusu sizi teslim alacak.

15) Maral Köyü, Maçahel - Artvin

Karadeniz'in en güzel vadilerinden biri de tartışmasız Maçahel. Maçahel Bölgesi'nin hikâyesi de doğası kadar ilgi çekici. Gürcistan'ın güneybatı ucu ile Türkiye'nin kuzeydoğu ucunda iki ülke sınırına yayılan vadi için 1921 yılında Türkiye-Rusya arasında bir sınır anlaşması yapılmış. 

Anlaşmaya göre vadide yer alan 18 köyden 6 tanesi Türkiye sınırları içerisinde kalmış. Bu köylerden biri de Maral Köyü. Camili yöresindeki bu Müslüman Gürcü köyü Artvin doğasının mucizeleriyle donatılmış. Yeşilin her tonunu görebilirsiniz.

BONUS: Şirince Köyü, Selçuk - İzmir

Gizli bir cennet iken keşfedilmesiyle Ege rotalarının vazgeçilmezi haline gelen Şirince Köyü zaman kavramından uzakta bir hayatın günümüzde mümkün olduğunun canlı kanıtı. İzmir'in Selçuk ilçesine yakın bir tepede kurulan köyün tarihi M.S. 5. yüzyıla dayanıyor. Bugün köyün mimarisini ortaya çıkaran evlerde Osmanlı ve Rum mimari izlerini bir arada görebilirsiniz.

Mübadele yıllarına kadar Rumların ağırlıkta yaşadığı köyde bıraktıkları kültürel izleri bugün de deneyimlemek mümkün. Köyün doğal ve mimari güzelliğinin yanı sıra Türkiye şarap rotaları arasında yer alması da Şirince'nin önemini arttırıyor. Seviyorsanız meyveli şaraplarını denemelisiniz.

Şimdilik #EvdeKalTürkiyem #EvdenKeşfet #ŞimdiHayalEtSonraSeyahatEt
travel@julesverne.com.tr