Ayşe Yağcı'dan İz Bırakan Rotalar: Bhutan

Mutlu İnsanlar Ülkesi

Seyahat tutkusunu mesleği ile birleştiren Jules Verne Travel & Event kurucusu ve genel müdürü Ayşe Yağcı, 25 yılı aşkın süredir dünyayı gezerken biriktirdiği eşsiz anıları seyahat severlerle paylaşıyor. Hiç bitmeyen seyahat merakını, O'nu en çok etkileyen destinasyonları, unutamadığı deneyimleri, başına gelen ilginç olayları anlatıyor. Yazı dizimiz Bhutan ile devam ediyor.

Geçen hafta Afrika Safari yazımdan sonra bu hafta yazacağım destinasyonu belirlediğimde arkadaşlarım itiraz etti. Koronavirüsten sonra, ilk etapta gidilebilecek yakın mesafe bir yer yazman daha iyi olur dediler. İtiraz ettim çünkü bu günler geçecek ve bu güzel yerlere gidilecek. Yola çıkacağımız günleri aklımızın bir köşesinde tutmanın tam zamanı!

Bhutan’da uyanmak... 

Bhutan Asya’nın dış dünyaya yeni açılan ülkelerinden bir tanesi. Her yıl belli sayıda yabancıya turistik vize veriliyor. Bunun bir nedeni ülkenin turizm altyapısının çok gelişmemiş olması bir nedeni de merak uyandırma istekleri. Vize başvurumuzu Hindistan’daki acente kanalı ile yaptık ve bir sorun çıkmadı. Vize başvurusunda kişi başı günlük 200 USD harcama garantisi vermek gerekiyor. 

Bhutan seyahatimizin başlangıç noktası Katmandu (Nepal) oldu. Aynı gün bağlantı uçağı olmadığı için bir gece Katmandu’da kaldık.  Türk Hava Yolları’nın direkt uçuşlu seferi ile Katmandu’ya indiğimizde hava gri ve sisliydi. Şehir kalabalık, trafik çok yoğun ve şehre ilk giriş bu şehrin sürprizlerine dair çok da ipucu vermiyor. 

Kadığımız The Dwarika's Hotel benim on yıl önce de kaldığım ama seyahat arkadaşlarımın ilk defa kaldığı bir oteldi. Yıllar geçip aynı otele, aynı şehre gidince insan bazen aynı duyguları yaşamıyor ama Dvarika’ nın bahçesine girince her şeyi aynı buldum. İki bahçe etrafında sıralanmış iki katlı bir bina, ahşap işlemeler, şahane çiçekler ve olağanüstü hizmet.  

Katmandu’da görülmesi gereken iki önemli yer Patan şehri ve Baktapur şehri. Nepal’ de Budizm’e inanılıyor. Bu yüzden tüm eski binalar Budist tanrı ve tanrıçaların, Budist temaların ahşaba, mermere oyulmuş örnekleri ile dolu.  Nepal seyahati ayrı bir yazı konusu olabilir ama Bhutan’a gidiyorsanız bir ya da iki gece Katmandu’da kalmak bu serüven için yeterli olacaktır.

Katmandu’dan Paro’ya gitmek için bindiğim Druk Air’e ait bir uçaktı. Uçuş sırasında Everest dâhil Himalayalar manzarasına şahit olmak da yüksek yemyeşil yaylaları görmek de ayrı etkileyiciydi. İnişe yarım saat kadar kala uçak 45 derece sola dönerek yüksek dağlar arasında bir vadiye giriyor. Burası biraz darmış derken esas son aşamada çok keskin bir dönüşle alçalıyor uçak ve iniyoruz. Paro Havaalanı dünyanın en zor havaalanlarından bir tanesi ama Duruk Air pilotları alışkın ve tecrübeli oldukları için rahat bir iniş yapıyoruz. 

Ve ‘Land of Happiness’ Bhutan’a vardık... Mutlu insanlar ülkesi…

Gelmeden yaptığım okumalarda bolca geçen bir tanım, havaalanında uçaktan inince hissettiklerimle örtüşüyor; dinginlik, huzur, sakinlik. ‘Praying Flags – dua bayrakları’  her yerde; bütün iyilikleri, duaları rüzgârla tüm vadiye yayıyor bayraklar, inanış böyle.

Havalar nasıl derseniz…

Bhutan seyahatinin en önemli konusu hava durumu, gitmeden önce birçok kanaldan hava durumunu kontrol ettik, seyahatimiz Kasım sonuydu ve hava soğuk olacaktı. Yüksek rakımı da düşününce havaların soğuk olması çok normal. Ama şansımıza şahane bahar günlerine denk geldik. Rehberimiz gülerek  ‘Bhutan ile ilgili hava durumu hep yanıltıcı olur’  dedi.   

Bhutan’da nerede kalınır?

Bhutan’da biz Aman zincirine ait otellerde kaldık, diğer seçenek ise Six Senses zincirine ait oteller. Bhutan’da birden fazla yerde kalarak ülkeyi gezmek gerekiyor.  Buralarda kalınırsa ülke gerçek anlamda görülmüyor, yemekler otelde alınıyor, lokallerle iletişim az oluyor gibi ana eleştiri konuları olsa da ben buna katılmıyorum. Bütün gün dışarda olunuyor ve istenirse lokallerle iletişim imkânı fazlasıyla mevcut.  

Gelelim programın detayına, neler gördüm? 

İlk durak Paro’ya bir saat mesafede olan Thimpu.  Bhutan’da tüm manastırlar ve tapınaklar dağlarda yer alıyor ve büyük çoğunluğuna araba çıkmıyor.  İlk günümüzde Cheri Manastırı vardı programda.  Yürüyerek tırmanış 45 dakika sürüyor. 2500 metreden başlayan yürüyüş 2900 metrede bitiyor ama mesafe çok dik ve ilk gün havaya insan henüz alışmamış olmadığı için 45 dakika alıyor varmamız. Yüksekliğe alışırken ilk gün biraz baş ağrısı yapıyor o yüzden yanınızda ilaç bulundurmanızda fayda var. Yol üzerinde her yerde dua bayrakları var: Praying Flags.

Manastıra çıkarken bayrakları alıyorsunuz ve dileklerle yol üzerinde her yere asıyorsunuz. Ağaçlara, köprüye, manastır girişine... Rüzgârla tüm dileklerin doğaya karıştığına ve iyiliklere, güzelliklere neden olduğuna inanıyorlar. 

Cheri Monastry

17.yüzyıldan kalma bir Budist manastırı. 2900 metrede dik bir yamaca inşa edilmiş. Budist rahipler (Monk) sabah akşam ayinlerine devam ediyor. Ülkenin % 80’i Budist ve günlük hayatta da Budist öğretileri önemli bir yer tutuyor. Monklar neşeli ve çoğunun elinde iPhone var. Fotoğraf çektirmek için önce izin isterken biraz çekindim ama sonra gülerken çekilen bol bol fotoğrafım oldu. 

İstikamet Punakha...

İkinci gün yollardayız ve istikamet Punakha. Thimpu – Punakha geçişinin en heyecanlı yeri 3.088 metrede yer alan Dochu-la Pass ve manzara müthiş. Himalaya dağ silsilesinin 360 derecelik çarpıcı manzaralarını sunan daü geçidi aynı zamanda 108 anıt ile süslü. Karlı Himalayalar ve aşağıda tapınaklar…

Sonra Punakha vadisine iniliyor, özellikle iniş çok keskin virajlı o yüzden biraz baş ağrısı oluyor.  Punakha ülkenin en verimli yeri. Ülkenin en eski ve ikinci en büyük kale manastırlarından Punakha Dzong listemizde görülecek yerlerde. Bir çivi bile kullanmadan inşa edilen Punakha Dzong çok etkileyici. Binanın yarısı halen devlet ofisi olarak kullanılırken diğer yarısı ise Budist monkların ibadet, eğitim yeri olarak kullanılıyor. Çocuk yaşta eğitim alan Budist öğrencileri burada bolca gördük. Çocuk her yerde çocuk; gülerek, koşarak oynuyorlar geleneksel giysileri içinde. 

Punakha Aman

Thimpu’daki Aman Otel geleneksel kale manastır tarzında. Punakha Aman ise daha çiftlik evi havasında. Meyve bahçeleri, pirinç tarlaları ve Mo Chu Nehri manzaralarına sahip otele dua bayrakları ile donatılmış bir köprü ile ulaşılıyor. 

Bhutan’dan neler alınır?

Thimpu, Punakha ve Paro’ da yerel eşyaların satıldığı ufak turistik pazarlar var. Turizm o kadar yeni ki daha ne satılır, ilginç ne olur bilmiyorlar. Bol miktarda prying flags aldım diyebilirim.

Son durak Paro 

Son durağımız havaalanın da olduğu Paro. Bhutan seyahatinin en önemli kısmını oluşturan Tiger’s Nest yürüyüşü burada. Bhutan’la özdeşleşmiş bir görüntü Tiger’s Nest. Uçak inişe geçince ilk gün uzaktan görmüştük. İlk gün uçağın penceresinden seyrederken seyahatin son gününde oraya tırmanacağına inanamıyor insan. Ama beşinci günde hem yüksekliğe hem de dağlara devamlı tırmanmaya alışıyor vücut, merak etmeyin.

Taktsang (Tiger’s Nest) Manastırı 3.120 m yükseklikte dik bir yamaca inşa edilmiş.  Yürüyüş yolunun başında yukarıda minicik bir nokta olarak görülen manastır, sarp bir kayalıkta olduğu için ulaşılması imkânsız gözüküyor. Manastıra giden yol çam ormanından geçen ve kötü güçlerden koruduğuna, pozitif enerji, şans, bereket getirdiğine inanılan praying flags ile dolu bir yol. Ben de bol bol bayrak astım. 2 saat 15 dakika dik bir yokuş tırmanışı ile çıkılıyor manastıra. İniş daha kolay, yaklaşık 1,5 saat sürüyor. 

Fotoğrafta görülen yer manastırın tam karşısı ve evet geldim dediğim nokta. Ama bitmiyor. Tam aynı hizaya geliyorsun, 700 basamak aşağı iniyorsun ve karşı dağa 700 basamak tırmanıyorsun. En zor kısmı bu oldu. Değer mi? Kesinlikle.

Doğanın sahibi olmadığımızı, sadece birer misafir olduğumuzu hatırlatan Güney Afrika Safari yazımı okumak isterseniz buradan ulaşabilirsiniz.

#ŞimdiHayalEtSonraSeyahatEt”
Gelecek seyahat planlarınız için:
travel@julesverne.com.tr